HAZİNE MÜSTEŞARI SN. İBRAHİM H. ÇANAKCI'NIN
DASK'LA İLGİLİ OLARAK DÜZENLENEN
BASINLA SOHBET TOPLANTISININ AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA
(Ankara, 26 Şubat 2008)
Kıymetli Misafirler, Değerli Basın Mensupları,
Zorunlu deprem sigortasının tanıtımı ve yaygınlığının artırılmasıyla ilgili konularda bilgi aktarmak, sorunları tartışmak ve bu konuda işbirliğini daha da güçlendirmek üzere yapılabilecek çalışmaları değerlendirmek amacıyla düzenlenen bu toplantıya hoş geldiniz diyor, hepinizi en içten sevgi ve saygılarla selamlıyorum.
Sizlerin de çok yakından takip ettiği gibi sigortacılık sektörü, çok hızlı ve sürekli büyüme potansiyeline sahip bir sektörümüzdür. Son yirmi yılda bunun işaretlerini hep beraber gözlemliyoruz. Birkaç yıl hariç son yirmi yılda sigortacılık sektörümüz sürekli bir gelişim, sürekli bir büyüme performansı gösterdi. Bugün gelmiş olduğumuz noktada sigortacılık sektörünün üretmiş olduğu prim toplamı, 2007 yılı sonu itibariyle 11 milyar YTL'ye ulaştı. Prim üretiminin Milli gelire oranına bakarsak; 1990 yılında %0.62 olan prim üretiminin GSYİH içindeki payı 2006 yılında %1.7'ye yükseldi; geçen yıl da bunun bir miktar üzerinde gerçekleşti. Ancak AB ortalamaları ile karşılaştırdığımızda sigortacılık sektörümüzün göstermiş olduğu ilerlemenin yeterli ve tatminkâr bir seviyeye ulaştığını söylemek mümkün değil; AB ülkelerinde prim üretiminin GSYİH'na oranı ortalama %8.4 iken Türkiye'de ancak %2 civarında. Bu oranlar bir taraftan potansiyelin çok gerisinde olduğumuzu, diğer taraftan sektörün ciddi bir büyüme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle Türkiye'nin yüksek büyüme potansiyeli ile beraber değerlendirildiğinde aslında bu potansiyeli daha iyi takdir etmek, değerlendirmek mümkün. AB'de ortalama büyüme hızı %2-2.5 civarında; Türkiye'nin ise %6-%7 civarında büyüme potansiyeli var. Dolayısıyla %6-% 7 büyüme potansiyeline sahip bir ülkede sigortacılık sektörünün prim üretiminin %8'lere çıkmasından bahsediyoruz. Bu nedenle, sektörde inanılmaz derecede bir potansiyel olduğu çok açık.
Bu potansiyelin bugüne kadar harekete geçmemesinin arkasında çeşitli nedenler var. Bunların başında yakın döneme kadar devam eden makro ekonomik istikrarsızlık, gelir seviyesinin düşüklüğü geliyor. Yine düzenleyici çerçeve ile ilgili bazı konuların çözülememiş olması ve her şeyden önemlisi de toplumda sigorta 2 bilincinin ve sigortacılık sektörüne ilişkin bilginin yetersiz kalması geliyor. Bunların hepsini aşmak için önemli bir çaba sarfediyoruz.
Sigortacılık sektörü denilince bireysel emeklilik sistemine de değinmek, bireysel emeklilik sistemini dikkate almak gerekiyor. Biliyorsunuz 2003 yılının sonlarında başlatmış olduğumuz bireysel emeklilik sistemi, kamu sosyal güvenlik sistemine ilave olarak kişilere emeklilik döneminde ilave gelir sağlamak amacıyla geliştirildi ve 2003 yılından bu yana çok hızlı, düzenli ve sürekli bir büyüme performansı gösterdi. Değişimi haftalık bazda takip ediyoruz. Hem katılımcı sayısında, hem fon birikiminde düzenli ve sürekli bir büyüme gözlemliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada sistemde 1.5 milyona yakın bir katılımcı var ve 4.7 milyar YTL'ye yakın bir fon büyüklüğü oluşmuş durumda. On yıllık bir süre içerisinde bunun çok daha yukarılara doğru gitmesini hedefliyor, önemli bir birikim oluşmasını bekliyoruz.
Sigortacılık sektörü sadece bireysel emeklilik sisteminden ve geleneksel sigortacılık faaliyetlerinden oluşmuyor. Çok daha geniş bir çerçeveye yayılmış durumda. Sektöre yakından baktığımızda, sektörde 60'tan fazla sigorta ve reasürans brokeri var, 1000'e yakın hasar eksperi var, 16 bin sigorta acentesi ve 12 bin bireysel emeklilik aracısı var. Bu boyutları ile düşünüldüğünde aslında prim üretiminin düşük olmasına rağmen sektör, önemli bir istihdam potansiyelini de taşıyor; bunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Sigortacılık sektörümüzde özel düzenlemeler ile kurulmuş olan Doğal Afet Sigortaları Kurumu kısaca DASK, Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM), Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM), Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER) ve Güvence Hesabı gibi önemli ve özellikli kuruluşlar da bulunuyor. Bu kuruluşlar hem kamu-özel sektör iş birliğinin güzel bir örneğini göstermesi bakımından, hem de sigortacılık sektörünün yaygınlığını ve işleyişini desteklemesi bakımından önemli.
Hazine Müsteşarlığı olarak burada temel amaç ve önceliğimiz, potansiyeli çok yüksek olan sigortacılık sektörünü güçlü ve çağdaş bir yasal ve teknik alt yapı ile desteklemektir.
Sektörün görünümüne ilişkin bu değerlendirmelerden sonra bugünkü toplantının konusunu teşkil eden Zorunlu Deprem Sigortası uygulamasına gelecek olursak; biliyorsunuz Zorunlu Deprem Sigortası 17 Ağustos Marmara depreminden sonra hayata geçirilmiş bir uygulamadır. Bu uygulamaya ilişkin idari işleri gerçekleştirmek üzere 2000 Eylül ayında Doğal Afet Sigortaları Kurumu oluşturuldu. Biraz önce de ifade ettiğim gibi kısaca DASK adıyla bilinen bu kurum bugüne kadar önemli işlevleri yerine getirdi.
DASK çok özellikli bir yapı. Öncelikle kamu-özel sektör iş birliğinin güzel bir örneği. Burada düzenlemeye ve denetlemeye ilişkin hususlar kamu tarafından yerine getiriliyor ama uygulamaya ilişkin sigorta primlerinin toplanması, yönetilmesi onların 4 reasüre edilmesi ve hak sahiplerine ödemelerin yapılması gibi işlemler de bir kurum idarecisi tarafından, özel sektör tarafından yerine getiriliyor.
Bu yapı çok etkin bir şekilde çalıştı. Katılmış olduğum birçok uluslararası toplantıda, DASK yapısının dünyada diğer ülkelere de örnek gösterildiğine de şahit oldum. Türkiye'nin bu deneyiminden yararlanmak isteyen ülkelerin de var olduğunu biliyoruz. Özellikle, Dünya Bankası tarafından Türkiye'nin bu deneyimi birçok ülkeye örnek olarak gösteriliyor.
DASK biraz önce de ifade ettiğim gibi üzerine düşen görevleri bugüne kadar başarıyla yürüttü. Rakamlara baktığımız zaman, bunu net bir şekilde görüyoruz. Eylül 2000 ile Şubat 2008 arasında meydana gelen ve şiddetleri 3.6 ile 6.5 arasında değişen 191 adet deprem nedeniyle yaklaşık 9.885 hasar görmüş konut sahibine ödeme yapıldı ve bu ödemelerin toplam tutarı 19 milyon YTL'dir. Söz konusu ödemelerin süresine baktığımız zaman, ödemelerin 15 gün gibi çok kısa bir süre içerisinde yerine getirildiğini görüyoruz.
Poliçe sayısına baktığımız zaman ilerlemeyi çok bariz bir şekilde görüyoruz. Uygulamanın başlamasından önce ülkemizde 500 bin civarında olan konutlara yönelik deprem sigortasının poliçe sayısı, zorunlu deprem sigortası uygulamasının devreye girmesi ile beraber hızlı bir artış gösterdi ve Şubat 2008 itibariyle 2 milyon 678 bin adede ulaştı. Yıllık prim ve teminat mukayesesini yaptığımız zaman da aslında bu sigortanın ödenebilir bir sigorta olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Yaklaşık 100 YTL civarında bir prime karşılık 110 bin YTL'ye varan bir teminatı satın almak mümkün. Biraz sonra arkadaşlarımız bu rakamları net olarak sizlere verecekler. Tabii 2,7 milyon poliçe adedi, geçmişle kıyaslandığında; önemli bir ilerlemeyi gösteriyor. Dünyadaki örnekleriyle karşılaştırıldığında da önemli bir seviyeye işaret ediyor, fakat bu rakam bizim beklentilerimizi karşılamaktan çok uzak.
Temel hedefimiz 2008 yılında poliçe adedini 3.4 milyona yükseltmek, orta ve uzun vadede de zorunlu deprem sigortası kapsamındaki meskenlerin büyük bir kısmını ve hatta mümkünse tamamını sigortalı hale getirmek. Hedefimizi gerçekleştirmemiz, biraz önce ifade ettiğim gibi, tanıtım, yaygınlaştırma ve bilinçlendirme çabaları ile mümkün olabilecektir.
Bu çerçevede DASK tarafından bir dizi tanıtım ve yaygınlaştırma faaliyeti tasarlanmış durumda. Bu faaliyetlere önce İstanbul'da başlandı, bugün Ankara'da yapıyoruz; önümüzdeki günlerde Anadolu'da da devam edecek. Bu faaliyetler 5 kapsamında sigorta şirketleri, acenteler, eğitim kurumları ve konunun olabilecek diğer tarafları ile bilgilendirme ve karşılıklı görüş alışverişi toplantıları düzenlenecektir.
Tabii burada medyaya çok önemli bir rol düşüyor. Özellikle, bilinçlendirme çabalarında medyaya önemli bir rol düşüyor. Bugünkü toplantımızın bir amacı da hem sistemi sizlere aktarmak hem de nasıl bir işbirliği yapabiliriz, onunla ilgili bir görüş alışverişinde bulunmak.
Bu sigortaya sadece iktisadi bakımdan bir sigorta poliçesi satın almak şeklinde de bakmamak gerekiyor. Bunun bir sosyal görev, sosyal sorumluluk boyutunun olduğunu da ifade etmek istiyorum. Çünkü, deprem olduğunda, hep beraber bütün imkanlarımızı seferber edip, depremin ortaya çıkardığı hasarları gidermeye, yaraları sarmaya gayret gösteriyoruz. Zorunlu Deprem Sigortası, deprem sonrasında göstermiş olduğumuz bu hassasiyetin, deprem öncesine alınması ve burada ortaya çıkabilecek sosyal, ekonomik ve finansal sorunları ve riskleri önceden tedbir almak suretiyle en aza indirmekten ibaret. Dolayısıyla Zorunlu Deprem Sigortası'nın yaygınlaşması ile ilgili çabaları da bu sosyal görev ve sosyal sorumluluk bilinci çerçevesinde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda Hazine Müsteşarlığı olarak ciddi ve yoğun bir çabanın içinde bulunduğumuzu belirtmek istiyorum. Bugünkü toplantımız da bu çabanın bir parçasıdır.
Birazdan, DASK Yönetim Kurulu Başkanı ve kurum idarecisi, kuruluşun Genel Müdürü bir sunuş yapacaklar. Daha sonra, sizlerin olabilecek katkı, yorum ve sorularınızı alacağız ve bu toplantımızı tamamlayacağız.
Katılımınız için hepinize teşekkür ediyorum. Toplantımızın başarılı ve verimli geçmesini diliyor ve hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.